ABOUT HIS LIFE- TRAVELS AND FRIENDSHIPS


İşte Hayatım

İşte Hayatım

35 Yıldır iş hayatının içindeyim. İşlerle birlikte büyüdüm. İşlerle birlikte geliştim. Sadece Sabancı Ailesi’nin işlerinin içinde değil, genç Türkiye’nin ekonomik büyümenin değişik kademelerinde de sorumluluklarım oldu. Bazı olayların içinde yaşadım. Bazı olayları yakından izledim. Katkıda bulundum. Tecrübe edindim. Otuz beş yıllık iş hayatımdaki birikimlerin, başkalarının ilgisini çekeceğini ümit ettiğim bölümlerini yazmakta yarar gördüm. Sabancı Topluluğu’nun gelişme hikâyesi, bir bakıma Türkiye’de özel sektörün, özel sektör sanayiinin gelişme çizgisini de ortaya koymaktadır.

This is My Life, The Bath Press

THIS IS MY LIFE, THE BATH PRESS

BD Eski Başkanı Jimmy Carter’ın yazdığı önsöz: Sakıp Sabancı, iş hayatındaki başarıları ve Türk halkının gelişimine sağladığı katkılardan dolayı, doğal bir lider olarak ülkesinde tartışılmaz bir ün kazanmıştır. Ben, ülkesinde akademik gelişime daha geniş bir çerçeveden bakarak binlerce gence Sabancı bursu veren Sakıp Sabancı ile beraber, yüksek öğretim kalitesini artırmanın yollarını inceleme şansı buldum. Ülkesinin önde gelen hayırseverlerinden biri olarak, Sabancı Vakfı aracılığıyla neredeyse Türkiye’nin her köşesinde eğitim ve kültür merkezleri, sağlık tesisleri kurmuştur. Kendisi aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri’nin sadık bir dostudur. Türk sanat eserlerinden oluşan Sabancı Koleksiyonu, Sakıp Sabancı’nın diğer ülke insanlarıyla paylaşma cömertliğini gösterdiği büyük bir hazinedir. Rosalynn ve ben, kendisinin İstanbul’daki evini ziyaret ettiğimizde koleksiyonda yer alan tabloların, heykellerin ve hat eserlerinin güzelliğinden ve çeşitliliğinden çok etkilendik. Bu Türk lider, finansal kaynaklarını ve uluslararası etkisini kullanarak insan haklarını yaymaya, kavgaları barışçıl yöntemlerle çözmeye ve dünyadaki yoksul halkın acılarını dindirmeye çalışmaktadır. Bu ilgi çekici otobiyografi, Sakıp Sabancı’nın felsefesinin oluşumunu, sanata olan ilgisinin köklerini, modern Türkiye için süregelen çabalarını ve gelecek için planlarını öğrenmek isteyenlerin faydalanacağı bir kaynak olacaktır.

Gönül Galerimden

Gönül Galerimden

1985 Yılında gazeteci dostumuz Güneri Cıvaoğlu Güneş Gazetesi’nin yönetimi sorumluluğunu taşıyordu. Bir gün bana dedi ki: “Sayın Sabancı, İşte Hayatım başlığı ile yayınlanan kitabınız ilgi gördü. Birçok ünlü kişiyi tanıdığınızı kitabınızdan öğrendik. Bu tanışmaların bir kısmının dostluklara dönüştüğü, uzun süre devam ettiği anlaşılıyor. Tanıdıklarınızdan sizde iz bırakanlarla olan ilişkilerinizi renkli yanlarıyla anlatırsanız, okuyucunun ilgisini çeker. Güneş Gazetesi için böyle bir yazı serisi hazırlamak istiyorum”. Dostumuz Güneri Cıvaoğlu’nun bu isteği üzerine gazetede yayınlanacak şekilde “gönül galerimden kimler geldi, gönül galerimden kimler geçti” ise, hatırladığım yanlarıyla kâğıda döktüm. Yazı dizisi, Güneş Gazetesi’nde 4-27 Ocak 1986 tarihleri arasında 23 gün süre ile tam sayfa, ve resimli olarak yayınlandı. Bana, bu yayının da ilgi gördüğünü söylediler. Arkadaşlarımın teşvikiyle, Güneş Gazetesi’nde yayınlanan diziyi gözden geçirdim, eklemeler yaptım. Gazetede dizi yayınlandıktan sonraki ilişkiler ve dostlukların hikâyesini yazdım. Bu kitapta özellikle yabancılarla olan ilişkilerime dostluklarıma ağırlık verdim. Gazetelerde sık sık haber yayınlanır, “Sabancı yabancıları evinde ağırladı.. Türk sanayiini, Türkiye’deki gelişmeleri ve Sabancı Topluluğu’nun tanıtım filmini gösterdi”. Çok kimse bana sorar: “Bu yabancıları ne diye evine çağırıyorsun?” Yabancılarla toplantılar yapmanın, onlara ikramlarda bulunmanın “hep beraber yenilip içilme” görüntüsünün çok ötesinde değerlendirilmesi gerekir. Her Türk vatandaşı ne kadar çok yabancı ile iyi ilişki kurarsa, Türkiye dışarıda, o kadar geniş çevrelerde gönüllü avukata sahip olur. Bu kitabın değişik bölümlerinde Atlı Köşk’te misafir ettiğim Türk ve yabancı devlet adamlarıyla ilgili anıları anlatacağım.

Rusya’dan Amerika’ya: Gezdiklerim Gördüklerim

Rusya’dan Amerika’ya: Gezdiklerim Gördüklerim

Seyahatten dönene “Yediğin içtiğin senin olsun. Sen bize gezdiğini, gördüğünü anlat” derler. Ben de bugüne kadar yaptığım yurtdışı seyahatlerde “gezdiklerimi, gördüklerimi” ve özellikle “başkalarına yararlı olabileceğine inandıklarımı” yazıya döktüm. Bunu bir ölçüde de sorumluluk sayıyorum. Çünkü, bu ülkeden sağladığım imkanlarla gerçekleştirdiğim gezilerde gördüklerimden duyduklarımdan bu ülkeye yarar getirecekleri, ilgilenenlere ulaştıramaz isem görevimi yapmamış olurum. Rahmetli babam Hacı Ömer, yurtdışına gidip gelene sorardı: “Eee dayı? Anlat bakalım neler gördün, neler duydun?..” Eğer karşısındaki sadece gidip gelmiş, bilgi dağarcığına hiçbir şey katmamış ise, “…Ohoo.. Dayı, sen turist gelmişsin” derdi… Babamın bir de “çuval gidip, çuval gelme” tabiri vardı. İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrası günlerde Türkiye’de pamuk balyalayacak çuval bulmak güç bir işti. Çuvallara, pamuklar sarılır, balya yapılır, yabancı gemilere balyalar yüklenir, pamuk ihraç edilirdi. Gemi tekrar pamuk almaya gelirken, içinden pamuklar çıkarılmış olan boş çuvalları geri getirirdi. Bu çuvallar tekrar pamuk balyalamada kullanılırdı. “Çuval gidip, çuval gelmek” demek, yurt dışına gidip, olanı biteni fark etmeden, hiçbir şey görmeden ve duymadan dönüp gelmek anlamında kullanılırdı. İşte ben, Hacı Ömer’in oğlu olarak, yurt dışına “turist gidip, turist gelmemeye”, “çuval gidip, çuval dönmemeye” özen gösteririm. Gezilerimde, Türkiye’nin dışında oluşan, Türkiye’nin geleceği bakımından önem taşıyan değişimleri, gelişmeleri izledim. Not aldım. Bunların en önemli gördüğüm yanlarını başkalarına da aktarmayı bir sorumluluk kabul ediyorum.

Hayat Bazen Tatlıdır

Hayat Bazen Tatlıdır

İnsanın belli bir hayat çizgisi vardır. Bu çizgide ve sınırda insanlar bir yaşam kavgası veriyor. Yaşam kavgası başlı başına ciddi bir iş. Yaşam kavgası içinde insanların hayatın tatlı yanlarından yararlanmaya pek az vakti olabiliyor. Fakat hayatta hep somurtarak yaşamanın da imkânı yok. Gülmeden yaşam bir anlam ifade etmiyor. Bu nedenle olsa gerek Anadolu’da “bir kahkaha bir pirzola gibi insana hayat verir” derler. Bugüne kadar 12 kitap yazdım. İkisi İngilizce, biri Japonca bastırıldı. Bunların hepsi ciddi kitaplardı. Bu defa farklı bir kitap ile sayın okuyucularımın karşısına çıkıyorum. Hayat Bazen Tatlıdır adlı kitabımda hayatın tatlı yanlarını, bugüne kadar başımdan geçen tatlı olayları, güldüğüm fıkraları bir araya topladım. Güngör Uras bana Mark Twain’in iki deyimini nakletmişti: “There is no joke in the heaven” (Türkçesi şöyle : Cennette şaka yoktur.) “The secret source of humour is not joy itself, but sadness” (Türkçesi, şöyle : Mizahın kaynağı aslında keyif değil, üzüntüdür.) Sayın okuyucularıma bu on üçüncü kitabımla bir ‘tat’ verebilirsem ne mutlu bana..

Bıraktığım Yerden Hayatım

Bıraktığım Yerden Hayatım

Daha önce İşte Hayatım adlı kitapta hayatını anlatan Sakıp Sabancı, kaldığı yerden anlatmaya devam ediyor. İlk kitap ünlü işadamının 1985 yılına kadar yaşadıklarını içeriyordu. Yeni kitap ise son on dokuz yılda yaşananların bir özeti niteliğinde. Sabancı’nın renkli, başarılı ve yoğun hayatından önemli izler bulabileceğiniz ….Bıraktığım Yerden Hayatım, iş dünyasıyla ilgili önemli gerçeklere de ışık tutuyor. Kitap, Sakıp Sabancı’nın kişisel başarı ve görüşleri dışında, holding olarak neler yaptıklarının ve tüm bunları nasıl yaptıklarının bir dökümü olarak da kabul edilebilir. Sabancı’nın tıpkı konuşurken olduğu gibi tatlı dille aktardığı olayları okurken, aynı zamanda Türkiye ‘de iş dünyasında başarıya nasıl ulaşıldığı konusunda ipuçları edineceksiniz. ….Bıraktığım Yerden Hayatım, anı severleri de mutlu edecek, kişisel gelişim kitaplarını okumaktan hoşlananları da. “Ben olduğum gibi görünmeye ve göründüğüm gibi olmaya itina gösteririm. Mesela, bir tek şeyi saklamak ihtiyacını duymadım. ‘Tahsilliyim, kültürlüyüm, filan mektebi, filan üniversiteyi bitirdim’ demedim. Lise ikiden ayrıldım, iyi talebe değildim. Pamuk işçisi Hacı Ömer’in oğluyum. Gerçek bu… Bunun saklanacak, aşağılanacak yeri var hesabında olmadığım gibi, aksine bunu iftihar edilecek bir gerçek kabul ettim. ‘Asilzade aileyim, gelmişim geçmişim şudur’ gibi hesapları bir yana bırakmak lazım. Bütün insanların tabiatında, belli oranlarda gösteriş sevme vardır. Ama herkeste bu oran değişiktir. Benim gösterişi sevme oranım anlıyorum ki az değil. Gösterişi severim. Açık olmakta fayda var…” (Sayfa 37)

Her Şeyin Başı Sağlık

Her Şeyin Başı Sağlık

“Babam hazırlıklı değildi. Ölümü kabul etti. ‘Zenginiz diye ölmeyecek miyiz?’ diyordu. Modern tıp tekniğinin, insan ömrüne yeni bir süreç kazandırdığından, o da, bizler de pek haberli değildik, bundan 15-16 yıl önce. Oysa ben, hiç hesapta olmayan yeni bir ömür kazandım 1981 baharında. Büyük bir haksızlığın da farkına vardım. Tesadüflerin, fırsatların, şansın, ancak onları kullanmaya, yakalamaya hazırlıklı olanlara gülmesi, çağımızın bir dramıdır. Bütün insanlar başarılı, verimli, mutlu olmaya layıktır. Görevimiz sadece kendimiz için değil, bütün insanlar için daha güzel bir dünya yaratmaktır.”